|
|---|
|
ATATÜRK VE TARIM
Milletimiz çok büyük elemler, maglûbiyetler, facialar görmüstür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi sundandir: "Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kilicini kullanirken, diger elindeki sapanla topraktan ayrilmadi. Eger milletimizin büyük ekseriyeti çiftçi olmasaydi biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktir." (1923) Tarim nüfusu, ulusal ekonomiye rengini veren ve ülkenin iktisadi kalkinma yolunda hangi asamada oldugunu belirten kesimdir. Tarimsal nitelik tasiyan az gelismis ülkelerde halkin daha dogrusu çalisan aktif nüfusun büyük çogunlugu tarim kesiminde yer alir. Osmanlı imparatorlugunun yıkılmasından sonra kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti az gelismisliğin bu tipik niteliklerine sahipti. Halkin % 80'i 1920'lerde tarımda çalışıyordu. Tarım kesimi ülke ekonomisi için bu kadar önemli olmasına rağmen toprakla uğrasan halk bu emeginin karşılığını alamiyordu çünkü islenen topraklarin büyük çogunlugunu toprak agalari ve zengin köylüler elinde tutuyordu.Bunun farkinda olan Atatürk bir konusmasinda; “Türkiye'nin sahibi ve efendisi kimdir? Bunun cevabini derhal birlikte verelim. Türkiye'nin asil sahibi ve efendisi gerçek üretici olan köylülerdir.O halde herkesten çok refah , mutluluk ve servete hak kazanan ve layik olan da köylüdür.Bu nedenle TBMM hükümetinin izleyecegi yol bu temel amacin saglanmasi yönünde olacaktir.” diyerek tarimin ve tarim kesiminde çalisan nüfüsun önemini açikça gözler önüne sermistir. Atatürk, ülkeyi
bagimsizliga kavusturduktan sonra, basta ekonomi olmak üzere tüm
alanlarda ülkesinin ilerlemesine yönelik çaba sarf etmistir. Özellikle
tarim Atatürk için çok önemliydi. Atatürk; " Milli ekonominin temeli
tarimdir. Bunun içindir ki tarimda kalkinmaya büyük önem vermekteyiz.
Köylere kadar yayilacak programli ve pratik çalismalar bu amaca
yayilmayi kolaylastiracaktir. Fakat bu çok önemli isi isabetle
amacina ulastirabilmek için ilk önce ciddi etütlere dayali bir tarim
politikasi tespit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün
vatandaslarin kolayca kavrayabilecegi ve severek tatbik edebilecegi bir
tarim rejimi kurmak lazimdir. Bu politika ve rejimde yer alabilecek
baslica önemli noktalar sunlar olabilir: Bir defa, memlekette topraksiz
çiftçi birakilmamalidir. Bundan daha önemli olani ise bir çiftçi
ailesini geçindirebilen topragin hiçbir sebep ve suretle bölünemez bir
nitelikte olmasi, büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin isletebilecekleri
arazi genisligi, arazinin bulundugu memleket bölgelerinin nüfus
yogunluguna ve topragin verim derecesine göre sinirlandirilmasi lazimdir
Küçük büyük bütün çiftçilerin is makinelerini arttirmak yenilestirmek ve
korumak önlemleri vakit geçirmeden alinmalidir... Memleketi; iklim, su
ve toprak verimi bakimindan, tarim bölgelerine ayirmak gerekir. Bu
bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri,
çalismalari için örnek tutacaklari verimli, modern pratik tarim
merkezlerinin kurulmalidir. Gerek mevcut olan ve gerekse de bütün
memleket tarim bölgeleri için yeniden kurulacak tarim merkezlerinin
kesintiye ugramadan tam verimli olarak faaliyetlerini, simdiye kadar
oldugu gibi devlet bütçesinden agirlik vermeksizin kendi gelirleriyle
kendi varliklarinin idaresini ve gelismesini saglayabilmeleri için,
bütün bu kurumlar birlestirilerek genis bir isletme kurumu
olusturulmalidir. Bir de basta bugday olmak üzere, bütün gida
ihtiyaçlarimizla sanayimizin dayandigi çesitli hammaddeleri temin ve dis
ticaretimizin esasini olusturan çesitli ürünlerimizin ayri ayri her
birinde, miktarlarini arttirmak, kalitesini yükseltmek, üretim
masraflarini azaltmak, hastalikla ugrasmak için gereken teknik ve yasal
her önlem zaman geçirilmeden alinmalidir" görüs ve düsüncelerini ifade
eden bu sözleri bize tarima nasil baktigini ve bakilmasi gerektigini
anlatiyor: Ayrica tarimsal kalkinmanin Türkiye ekonomisindeki önemini
de vurguluyordu İleri düzeyde bir tarim için
çiftçinin egitilmesini kaçinilmaz gören Atatürk bu konuda her türlü
girisimde bulunuyordu. Buna en iyi örnek 1924 silah altina alma yasasi
ile ordunun askere alinan çiftçilere, askerlik esnasinda tarim
makinalari ve yeni yöntemleri ögretmelerini öngörüyordu. ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİNİN KURULUŞU Meclis tutanaklarinda Atatürk'ün Türk Tarimi ile ilgili sözleri Tarimda kalkinmayi kolay ve çabuk yapmak için sartlar, çok ilerlemis ve hazirlanmistir. Yeni bir biçimde ve yeni makineler kullanarak iyi bir kurulusla yapilacak yardimlarin ivedi sonuçlar verecegini görüyoruz. Kooperatif kuruluslari her yerde sevilmistir. Kredi ve satis için oldugu kadar, üretim araçlarini ögretip kullandirmak için de kooperatiften yararlanmayi mümkün görüyoruz. Tarimda, hastaliklari önleme çalismalarina önem vermek gereklidir. Toprak Kanununun bir sonuca, varmasini, Kamutayin yüksek çalismalarindan beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin geçinecegi ve çalisacagi topraga sahip olmasi, kesinlikle gereklidir. Vatanin saglam temeli ve imari buna dayanir. Bundan baska, büyük araziyi modern araçlarla isletip vatana fazla üretim saglanmasini da özendirmek isteriz. Deniz ve deniz ürünleri ticaret ve endüstrisi önemli bir konumuzdur. Is Kanununun uygulanmasi için gereken kurulusun islerlige geçirilmesi gereklidir. Ayrica, deniz ve tarim isçileri için de yeni yasalar hazirlanmalidir. Bu yil Ziraat Bankasinin yeni kanun tasarisi, çalisma konularimiz sirasinda olacaktir. Hayati ucuzlatmak gerektikçe, vergileri indirmek politikasini sürdürecegiz. Tuz, seker, çimento, hayvan vergilerinde iki yil içinde yaptigimiz cesur indirimler, her bakimdan yararli olmustur. 1 Kasim 1937'de V. Dönem, 3. Toplanma Yili "Milli ekonominin temeli ziraattir. Bunun ‹çindir ki, ziraatta kalkinmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayilacak programli ve pratik çalismalar, bu maksada erismeyi kolaylastiracaktir. Fakat, bu hayati isi, isabetle amacina ulastirabilmek için, ilk önce ciddi etütlere dayali bir ziraat siyaseti tespit etmek ve onun için de, her köylünün ve bütün vatandaslarin, kolayca kavrayabilecegi ve severek tatbik edebilecegi bir ziraat rejimi kurmak lâzimdir. Bu siyaset ve rejimde, önemli yer alabilecek noktalar baslica sunlar olabilir: Bir defa, memlekette topraksiz çiftçi birakilmamalidir. Budan daha önemli olani ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen topragin, hiçbir sebep ve suretle, bölünmez bir mahiyet almasi. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin ‹sletebilecekleri arazi genisligi, arazinin bulundugu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sinirlamak lâzimdir. Küçük, büyük bütün çiftçilerin ‹s vasitalarini artirmak, yenilestirmek ve koruma tedbirleri, vakit geçirilmeden alinmalidir. Her halde, en küçük bir çiftçi ailesi, bir çift hayvan sahibi kilinmalidir; bunda ideal olan öküz degil, beygir olmalidir. Öküz ancak bazi sartlarin henüz temini güç bölgelerde hos görülebilir. Köylüler için, umumiyetle pullugu pratik faydali bulurum. Traktörler büyük çiftçilere tavsiye olunabilir. Köyde ve yakin köylerde müsterek harman makineleri kullandirtmak, köylülerin ayrilamayacagi bir âdet haline getirilmelidir. Memleketi; iklim, su ve toprak verimi bakimindan, ziraat bölgelerine ayirmak icap eder. Bu bölgelerin her birinde, köylülerin gözleriyle görebilecekleri, çalismalari için örnek tutacaklari verimli, modern, pratik ziraat merkezleri kurulmak gerekir. Bugün, devlet idaresinde bulunan çiftliklerin ve bunlarin içindeki türlü ziraat-sanayi kurumlarinin bir kismi, ziraat hayat ve faaliyetlerinin bütün sahalarinda her türlü teknik ve modern tecrübelerini tamamlamis olarak bulunduklari bölgelerde en faydali ziraat usul ve sanatlarini yaymaya hazir bulunmaktadirlar. Bu, bakanlik için, büyük kolayliklar temin edecektir. Ancak gerek mevcut olan ve gerek bütün memleket ziraat bölgeleri için yeniden kurulacak ziraat merkezlerinin, sekteye ugramadan tam verimli faaliyetlerini; simdiye kadar oldugu gibi, devlet bütçesine agirlik vermeksizin kendi gelirleriyle kendi varliklarinin idare ve gelismesi temin edebilmek için, bütün bu kurumlar birlestirilerek genis bir isletme kurumu teskil olunmalidir. Bir de basta bugday olmak üzere, bütün gida ihtiyaçlarimizla endüstrimizin dayandigi türlü iptidai maddeleri temin ve dis ticaretimizin esasini teskil eden çesitli mahsullerimizin ayri ayi her birinde, miktarini arttirmak, kalitesini yükseltmek, elde etme masraflarini azaltmak, hastalik ve düsmanlariyla ugrasmak için gereken teknik ve kanuni her tedbir, vakit geçirilmeden alinmalidir. 17.Şubat.1923 İzmir İktisat Kodngresi'ni Açis Söylevi ... bir milletin dogrudan dogruya hayatile, ‹tibarile, inhitatile alâkadar ve münasebattar olan milletin ‹ktisadiyatidir…. " ... . Arkadaslar, kiliç ile fütuhat yapanlar, sabanla fûtuhat yapanlara maglûp olmaya ve binnetice terki mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanli saltanati da böyle olmustur. Bulgarlar, Sirplar, Macarlar, Romenler sabanlarina yapismislar, muhafazi mevcudiyet etmisler, kuvvetlenmisler; bizim milletimiz de böyle Fatihlerin arkasinda serserilik etmis ve kendi anayurdunda çalismamis olmasindan nasi bir gün onlara maglûp olmustur. Bu bir hakikattir ki, tarihin her devrinde ve cihanin her yerinde aynen vaiki olmustur. Meselâ Fransizlar Kanada'da kiliç sallarken oraya ‹ngiliz çiftçisi girmistir. Bu medeni sabanla kiliç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandir. Ve Kanada'ya sahip oldu. Efendiler kiliç kullanan kol yorulur, nihayet kilici kinina koyar ve belki kiliç o kinda küflenmiye, paslanmaya mahkûm olur. Lâkin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok topraga malik ve sahip olur. " 16.Mart.1923 Adana Çiftçileri ile Konusma "Diyebilirim ki hayatimda yasadigim en ulvi, en sâde, en mes'ut ve samimi gece bu gecedir. Çünkü bu gece çok derin hûrmetlerle, muhabbetlerle merbut oldugumuz milletimizin ekseriye azimesini teskil eden çiftçilerimizle bir sofrada bulunuyorum, sofrada onlarin emekleriyle husul bulmus ekmegi onlarla beraber yiyoruz. " Arkadaslar Dünya'da fütuhatin iki vasitasi vardir. Biri kilinç digeri saban. Baska yerde de söyledim ve burada bir daha tekrari faydali buluyorum. Zaferinin vasitasi yalniz kilinçdan ibaret kalan bir millet, birgün girdigi yerden kogulur, terzil edilir, sefil ve perisan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perisaniyeti o kadar azim ve elim olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve esir halde kalabilir. Onun için hakiki fütuhat yalniz kilinçla degil sabanla yapilandir. Milletleri vatanlarinda takarrür ettirmenin, millete ‹stikrar vermenin vasitasi sabandir, saban kilinç gibi degildir. O kullanildikça kuvvetlenir, kilinç kullanan kol çok geçmedi yoruldugu halde sabanini kullanan kol zaman geçtikçe topragin daha çok sahibi olur. Kilinç ve saban her iki fatihten birincisi ikincisine daima maglûp oldu. Tarihin bütün vak'alari ve hadiseleri Payatin bütün müsahedeleri bunu teyit ediyor. Milletimiz çok büyük elemler, maglûbiyetler, facialar görmüstür. Bütün onlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun hikmeti aslisi sundadir: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kiliçini kullanirken, diger elindeki sabanla topraktan ayrilmadi. Eger milletimizin ekseriyeti azimesi çiftçi olmasaydi biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktik." 18.Mart.1923 Tarsus'ta Çiftçilerle Konusma
“... Aziz çiftçiler! ½imdiye kadar sizi anlayan, sizin büyük ruhunuzu takdir eden bu arkadasinizin sizin için, sizin refahiniz ve istikbaliniz için neler düsündügünü, bundan sonra da ‹nsallah maddi sebereleriyle ögrenmis olacaksiniz. . .” “... Vatan en çok sizin emeginize istinat ettigi halde en az bahtiyar ve mes'ut olan yine sizdiniz. . .” “... Sizi ya harb olunca, ya hazinelerini doldurmak lâzim gelince hatirlarlardi...” “... Hepinizin malûmudur ki, milletin ekseriyeti sizlersiniz ve yine malûmunuzdur ki, memleketimiz su iki seyin memleketidir biri çiftçi, digeri asker. Biz çok ‹yi çiftçi ve çok iyi asker yetistiren bir milletiz. lyi çiftçi yetistirdik: çünkü topraklarimiz çoktur iyi asker yetistirdik: çünkü o topraklara kasteden düsmanlar fazladir. O topraklari sürenler, o topraklari koruyan hep sizlersiniz. Bundan sonra da daha iyi çiftçi ve daha iyi asker olacagiz. Lâkin bundan sonra asker olusumuz artik eskisi gibi baskalarinin hirsi, san ve söhreti, keyfi için degil, yalniz ve yalniz bu aziz topraklarimizi muhafaza etmek içindir. ..” “... Çiftçilerimizin gayretiyle memleketimizin mahsuldar tarlalari birer mamure menbai olacaktir. “ 1923-1938 yillari arasinda tarim 1932 yilina kadar 1. Liberal dönem olarak kayitlara geçen bu yillarda özel girisimciligin özendirildigi yillar olmustur. 1923 yilinda Atatürk Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyeti Baskani sifati ile yayinladigi beyannamede asagidaki maddelerle tarima yer verilmistir • Asar usulünde halkin sikayetçi oldugu ve magdur kaldigi hususlar islah edilecektir. • Tütün tarimi ve ticareti, milletin en yüksek faydayi temin edecegi sekilde düzenlenecektir. • Maliye çiftçilere, sanayicilere, ticaret ile ugrasanlara kolaylikla borç verebilecek sekilde islah edilecektir. • Ziraat Bankasinin sermayesi artirilacak ve çiftçilere daha kolay ve daha fazla yardim edebilmesi temin olunacaktir. • Ülke çiftçileri ile büyük ölçüde tarim makinalari ithal edilecek ve çiftçilerimizin tarim alet ve makinalarindan kolaylikla yararlanmalari saglanacaktir. • Ormanlarimizdan fenni gelismeye uygun bir sekilde istifadeyi, hayvanlarimizin islahini sayilarini artirici tedbirlerin alinmasini düzenleyen esaslar ortaya konacaktir. Yine dönemin iktidar programinda da tarim ve tarim politikalarina yer verilmistir. Bu dönemde en önemli ilk adim Türkiye ekonomi sinin gelismesi ve güçlenmesi için yapilmasi gerekenleri tartismak üzere toplanan 1923 ‹zmir ‹ktisat Kongresidir. Kongreye her kazadan 3'ü çiftçi olmak üzere 1135 kisi davet edilmistir. Kongrede alinan karar söyledir; 1. Reji idaresinin kaldirilmasi ve yabancilarin elinde bulunan içki ve tütün teklinin yerli halka verilmesi 2. Asar vergisinin kaldirilmasi 3. Lüks ithalattan kaçinilmasi 4. Yerli üretimin gelistirilmesine çalisilmasi 5. Yabanci sermayen in ülke gelismesine katkisi göz önünde bulundurularak izin verilmesi 6. Kapitülasyonlarin kaldirilmasi 7. Hayvanciligin gelistirilmesi 8. Banka kurulmasinin tesviki 9. Devlet memurlari ve askerlerin ihtiyaçlarinin yurt içinden karsilanmasi. Kongrede çok hizli ve acele kararlar alindigi için beklenen basari saglanamamis ancak, milli bir ekonomi politikasinin geregi ve önemi açik olarak ortaya konulmustur. Tarim sektörü açisindan en önemli degisiklik 17 ½ubat 1925 tarih ve 552 sayili kanunla “asar vergisi”nin kaldirilmasi olmustur. Verginin kalkmasi devlet gelirinin oraninda azalmasina neden olacagi için pazara sunulan ürünlerden yerel yada piyasa fiyati üzerinden %8-10 oranlari arasinda degisen vergi alinmasi öngörülmüstür. 1926 yilinda medeni kanun kabul edilmis ve toprak üzerindeki özel mülkiyet yasalarla çerçevelendirilmistir. Mir-i arazinin bir grubu olan vakif topraklari da 1935 yilinda çikarilan bir kanun ile tasfiye edilmistir. Bu uygulama genis ve verimli vakif arazilerinin zengin zumreler elinde toplanmasina neden olmustur. 1945 yilinda çikarilan “çiftçiyi topraklandirma kanunu” ile de vakif arazilerinin tümünün kamulastirilarak çiftçiye dagitilmasi çalismalari baslamistir. Bu dönemde topraksiz köylüleri topraklandirma çalismalari yapilmistir. 1923-1938 yillari arasinda 3,7 milyon dekar arazi dagitilmistir. Devlet eliyle dagitilan topraklarin yani sira meralarin da istilasi söz konusu olmus ve mera arazilerinde 39,2 milyon dekar azalma meydana gelmistir. Devlete ait topraklarin 1/10'u resmi olarak dagitilmistir. Resmi olarak dagitilan topraklarin büyük bir orani göçmenlere verilmistir. Toprak kanundaki bu adaletsizligi düzeltmek için 1935 yilinda çalismalar baslamis ancak Atatürk'ün ölümü ve II. Dünya savasi ile sonuçsuz kalmistir. Bu dönemde tarimsal istatistiki bilgi 1927 yilinda yapilan Ziraat Sayimi sonuçlarindan elde edilmistir. Buna göre, toplam nüfus 13,6 milyon, kir nüfusu 10,3 milyondur. Çiftçi ailesi sayisi da 1.751.239'dur. ‹lkel, kapali ve agalik sistemine dayali bir tarimsal sistem hakim olmustur. Toprak mülkiyetinde dagilim adaletsiz olmustur. Bu döneme ait kesin kayitlar olmamakla birlikte 1938'de 35 ilde yapilan ve genellestirilen bir anket çalismasina göre nüfusun %25'i, topraklarin %14'üne sahip oldugu bulunmustur. Büyük mülklerin ancak %5-10'u tarla olarak kullanilmistir. Ekilen topraklar genellikle ortakçi ve yarici statü ile topraksiz köylüler tarafindan basit teknolojiler kullanilarak isletilmistir. Nüfusun ihtiyaç duydugu gida maddeleri geri teknolojinin kullanilmasi, karayollarinin yetersizligi ve büyük sehirlere ulasimin maliyetli olmasi nedeni ile yeterince karsilanamamis ve zaman zaman bazi gida maddeleri ithal edilmistir. 1923'de tarim ürünleri ithalati %27 iken alinan bir dizi önlemlerle 1928'de %18'e düsürülmüstü. 1929 dünya ekonomik krizi ile tarimsal ürünlerin ve hammaddelerin ihraç fiyati düsmüstür. Devletçilik politikasinin benimsenmesi bu dönemde baslamistir. 1934'de tüketim mallarinin üretimine ve ithal ikamesine dayanan 1. Sanayi Plani hazirlanip uygulamaya konulmustur. Bu plan ile tarim kesimini içeren mevcut gida ve dokuma sanayi tesislerinin genisletilmesi ve gerekli oldugu takdirde yenilerinin yapilmasi, yatirim ve ara mali üreten sanayilere öncelik verilmesi benimsenmistir. Tarimda makinalasmanin baslatilmasi için devlet bu alanda da girisimlerde bulunmustur. 1932 yilindan itibaren tahil fiyatlari desteklenmeye baslanmis ve ilgili bir kurum olarak da 1938 yilinda Toprak Mahsulleri Ofisi kurulmustur. Lozan Antlasmasi hükümlerine göre yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, dis ticaret alaninda 1929 yilina kadar Osmanli Dönemi'nde (1.9.1916 tarihli) belirlenen spesifik Gümrük Tarifelerini uygulamistir. Ancak, Gümrük Tarifelerindeki Gümrük Resmi miktarlarina katsayi uygulanarak vergi alinmasi yoluna gidilerek Gümrük Resmi konsolide edilmistir. Lozan Anlasmasi'nin bu hükümleri nedeniyle yeni cumhuriyetin ve onun yöneticilerinin "ulusal ekonomi " yaratma amaçlari dogrultusunda kararlar almasi engellenmistir. ‹lk kez 1929 yilinda ulusal bir gümrük tarifesi uygulanmaya baslanmistir. 1923 yilina göre 1933 yilinda; hububat ekim alanlarinda %9, bakliyat ekim alanlarinda %17, sekerpancari ekim alaninda %205, patates ekim alaninda %39 artis olmusken, bu ürün ve ürün gruplarindaki üretim artisi ise hububatta %63, bakliyatta %72, patateste %47 ve sekerpancarinda %2700 olmustur. Bu dönemde zor sartlara ragmen geçimlik üretimden pazara dönük üretimin ilk sinyalleri verilmeye baslanmistir. Cumhuriyetin ilk on yilinda tarimin milli gelir içindeki payi sabit fiyatlarla çok az degismistir. 1923 yilinda %43 olan tarimin payi 1933 yilinda %41,5'e düsmüstür. Yine bu dönemde tarim sabit fiyatlarla yaklasik %100 gelisme göstermistir. 1923 yilinda ihracat 50.8 milyon dolar, ithalat ise 86.9 milyon dolar iken bu rakamlar 1930 yilinda sirasiyla 71.4 ve 69.5 milyon dolar düzeyine yükselmistir. Bu dönemde 1930 yili hariç olmak üzere tüm yillarda dis ticaret dengesi sürekli açik vermistir. ‹hracatta tarimin payi %86 olarak gerçeklesmistir. Tarım Bakanlığı Kurulus Kanunu Cumhuriyet dönemine Osmanlidan, yorgun, fakir, agalik sistemi altinda ezilmis ve geri teknoloji kullanan geçimlik üretim yapan çiftçi nüfusu ile büyük ekonomik ve siyasal krizler yasayan bir ülke devredilmistir. Mültezimligin yol açtigi yari feaodal sistem topraksiz ve küçük çiftçi ailesi sayisini artirmistir. Tüm alanlarda oldugu gibi tarim sektöründe de yeni olusumlar beklenmis ve planlanmistir. 2 Mayis 1920 tarih ve 3 sayili “Türkiye Büyük Miller Meclisi ve ‹cra Vekillerinin Sureti ‹ntihabina Dair Kanun” çikarilmistir. Bu kanunda ziraat ve orman isleri ‹ktisat Vekaletine baglanmistir. Bu dönemde tarimsal örgütlenme tarim, orman ve hayvancilik alanlarinda Umum Müdürlügü, Baytar Umum Müdürlügü ve Orman Umum Müdürlügü kurulmustur. 29 Ekim 1923'de Cumhuriyetin ilani ile kurulan yeni hükümet 25 Mart 1924 tarihinde 432 sayili kanunun 1. maddesi ile daha önce kurulan iktisat vekaletini kaldirilarak tarimla ilgili hizmetleri yürütmek üzere Ziraat Vekaleti ve Ticaret Vekaletleri kurulmustur. 16 Ocak 1928'de 1200 sayili kanun ile Ziraat Vekaleti tekrar kaldirilmis ve bagli bulunan Ziraat, Orman, Baytar Umum Müdürlükleri ile ‹ktisat Vekaletine tekrar baglanmistir. 29 Aralik 1931 yilinda yürürlüge giren 1910 sayili kanun ile Ziraat Vekaleti tekrar kurulmustur. Bes yil degisiklik yapilmaksizin çalisan vekaletin 4 Haziran 1937 tarih ve 3203 sayili kanunla görev, yetki ve tasra teskilat yapisi ayrintilari ile belirlenmistir. Ziraat Vekaletinin 3203 sayili kanuna göre görev yetkileri; Madde 1. Ziraat Vekaleti devlet teskilati içinde memleketin ziraat, hayvan ve orman siyasalarinin takibine ve bu mevzulara giren islerin iktisadi vaziyetlerine göre tanzimine, islahina ve teskilatlandirilmasina ve inkisafina müteallik hizmetleri ve umumi ve hususi kanunlarin tahmil eyeldigi vazifeleri yapmakla mükelleftir. Madde 2. Ziraat Vekaleti, Ziraat Vekilinin emrinde; Bir Müstesar Bir Teftis Heyeti Reisligi Bir Hususi Kalem Müdürlügü Bir Ziraat ‹sleri Umum Müdürlügü Bir Veteriner Umum Müdürlügü Hükmi sahsiyeti haiz bir Orman Umum Müdürlügü Bir Hukuk Müsavirligi Pamuk, Zat, Levazim, Nesriyat, Evrak ve Seferberlik Müdürlükleri ile idare olunur. Kanunun diger maddelerinde yukarida adi geçen idarecilerin görev, sorumluluk ve yetkileri de belirlenmistir. Bu yasa ile sektör ilkel konumdan çikarilip üreticinin refahinin saglanmasi dogrultusunda, tarim, hayvancilik ve ormancilik alaninda yasal düzenlemeler gerçeklestirilmistir. Bu düzenlemelerde öngörülen hizmetlerin görülmesi için özellikle tasra düzeyinde örgütlenmeler yapilmistir. Cumhuriyetim ilk yillarinda tarimla ilgili yapilan düzenlemeler asagida siralanmistir; 18.06.1922 Mecanen Kereste ‹tasina Dair Kanun 03.07.1922 (Kanun no: 2056) Bugday Koruma Kanunu 26.01.1923 Muzir Hayvanlarin ‹tlafi Hakkinda Kanun 22.04.1924 Ormanlarin Yönetimi ve ‹sletilmesi Hakkinda Kanun 12.12.1925 (Kanun no: 541) Pamuk Zararlisi ile Mücadele Kanunu 26.05.1925 (Kanun no: 858) Çekirge Kanunu 26.02.1926, Ziraat Müesseselerinin Sabit Sermaye ile ‹sletilmesi Kanunu 26.02.1926 (Kanun no: 859) ‹pekböcegi Tohumu Yetistirilmesi, Mu ayen e ve Satilmasi Hakkinda Kanun 07.06.1926 (Kanun no: 904) Islahi Hayvanat Kanunu 16.06.1929 (Kanun no: 1528) Yabani Agaçlarin Asilanmasi Kanunu 24.05.1930 (Kanun no:1641) Ithal Tohumlardan Gümrük Vergisi Alinmasi Hakkinda Kanun 03.05.1931 (Kanun no: 1234) Hayvan Sagligi Zabitasi Kanunu KAYNAKLAR Ülken, Yüksel Atatürk ve Iktisat, 1984 Rozaliyev,Y .N., Türkiye'de Kapitalizmin Gelisme Özellikleri; Ülken, Yüksel Atatürk ve Iktisat, 1984 |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||